| ![]() | Gelişmiş Arama |
| | #1 | |||
| Super Moderator Üyelik tarihi: Jul 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 456
Tecrübe Puanı: 27 ![]() ![]() |
Türk çini sanatı Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari yapıların, cami, köşk. saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Çinilerimiz tür olarak ikiye ayrılır. 1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir. 2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz. Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı. Özellikle İslamiyeti, kabul eden Karahanlılar (955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye başlamışlardı. Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları Zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklu çinilerinin özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen, altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozayik şeklinde yapılmış süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozayik tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik çinileri ile zirveye ulaşmıştır. Çini, ortaya koyduğu çok renkli geniş yüzey olanlarını kaplama özelliği ve kalıcılığı ile Türk süsleme Sanatının en önemli unsuru ve malzemesi olmuştur. Camiler, medreseler, türbeler ve özellikle mimarisine çini ile mimari ifadeler kazandırmıştır. Çini süsleme 3 ana özelliği ile önemi açıklanmaktadır. 1 Çok renklilik: Çini süsleme ile renk unsuru çok renkli olarak mimari ifadeye katılan bir boyuttur. 2. Geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği Genellikle kare levhalar halinde yapılan çiniler süsleme materyalini verir. Birkaç metrelik panolar halinde hazırlanan düzenlemeler yanında özellikle tekrarlanan süslemenin yer aldığı geniş yüzey alanı kaplamıştır. 3- Kalıcılık: 900°C dolaylarında bir ısıda fırınlarda pişirilen çini levhalar, çiniyi süslemenin en kalıcı unsuru haline getirmiştir. Çini üzerinde yer alan süsleme desen olarak sonsuzluğa uzanan bir süreklilik kazanır. Türk çini Sanatında yeni tekniklere geçme, form ve Sanat zevkini ve yetkinliğini bozmadan geri götürmeden sürekli artan isteği daha kısa sürede karşılayacak yeni üretim teknikleri ve imkanlarının araştırılması ve bunların uygulanması ile mümkün olmuştur. Uygulama teknikleri sırası ile: 1- Mozaik çini tekniği. 2- Renkli sır tekniği 3- Sır altına boyama tekniği. 1- Mozaik Çini Tekniği: Türk çini Sanatında yaygın olarak kullanılan en eski teknik olan bu tekniğin kaynağını sırlı tuğla süslemenin aldığı söylenebilir. Mozaik çini tekniği 13.yy da Anadolu Selçuklu çini Sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı döneminin varlığını 15.yy'ın sonuna kadar sürdüren bir çini tekniği olmuştur. 2- Ana teknik özelliği süslemenin, süsleme örneğinin doğrudan çinkolu saydam olmayan renkli sır ile yapılmasıdır. Bu teknikte levha üzerinde renkli sır ile boyama söz konusudur, renkli sır tekniğinde levha üzerinde süsleme örneğinde krom oksit bir bileşimle tekrar çizilmiş, kontür olarak verilmiş bu şekilde fırınlanan renkler birbiri içine akması önlenmiştir. 3- Sır Altına Boyama: 13.yy’da Anadolu Selçuklu'da kullanıldığı gibi, 16.yy'ın ikinci yarısında Osmanlı'da gelişmesini tamamlayan bir çini tekniğidir. 4- Perdah Tekniği: Bir sır üstü tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz saydam sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süsleme yapılıyor ve fırınlanıyor. Yazar : Dr. Hatice Aksu | |||
| | |
| | #2 | ||
| Super Moderator Üyelik tarihi: Jul 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 456
Tecrübe Puanı: 27 ![]() ![]() | Emeğinize sağlık... ![]() İznik’in en önemli simgelerinden biri de envai renk ve motifteki çini eserler. Çinicilik İznik’de yüzyıllar boyunca yapılan en yaygın zanaat türü. Ancak çinicilik, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama devrine girmesini müteakip son 300 yılda oldukça ihmal edilmiş. 1989 yılında ise bu mesleği yeniden canlandırmak amacı ile adımlar atılmış ve İznik Çini Vakfı kurulmuş. Bu Vakıf, çinicilik mesleğini yeniden icra eden birçok usta yetiştirmiş. Bu ustaların bir kısmı şimdilerde Çiniciler Çarşısı’nda kendi mesleklerini yapıyorlar. Çini sanatı ile ilgili en dikkat çeken mekanlardan biri de, eski çini fırınlarının olduğu kazı alanı. 300 yıl öncesinde kullanılan bu fırınların bulunduğu yere giriş, halihazırda İstanbul Üniversitesi tarafından yürütülmekte olan arkeolojik kazı çalışmaları nedeni ile yasak olsa da, 5-6 tanesini dıştan görme ve görüntüleme imkanınız var. Bu fırınlarda ana maddesi kuarts olan toprak eserler ateşte pişirildikten sonra kullanılıyormuş. Kazı alanının hemen karşısında ise II. Murat Hamamı yer alıyor. Hamamın erkekler kısmı halihazırda kullanılmasına rağmen, kadınlar kısmı artık kullanılmıyor, bir çini atölyesi ve sanat galerisine dönüştürülmüş durumda. Kadınlar hamamının iç kısmında yer alan küçük odalarda, genç kızlar farklı desenlerde çini motifleri çiziyor ve boyuyorlar. Odalar erkekler hamamına bitişik olduğundan, hem taban kısımları hem de duvarlar oldukça sıcak. Doğrusu bu sıcak ortamda çalışmak oldukça zor olsa gerek. Odalardaki çalışma ortamı, üzerine kontür (motif) çizilmeyi bekleyen ham eserler ve renk renk boyaların istiflendiği şişeler ile dolu. Kadınlar hamamı kısmındaki en geniş alanda ise üretilen eserler sergileniyor. Eserlerden bir kısmının altyapısı Kütahya, bir kısmının altyapısı ise İznik. Buradan ve diğer satış yapılan yerlerden çini eşya satın alacak kişilerin buna dikkat etmesi gerekiyor. II. Murat Hamamı’nın hemen çaprazında çini ustası Kadir Yılmaz’ın yeri bulunuyor. Kadir Usta bu mesleğin eskilerinden ve gerçekten de orijinal eserler ortaya çıkaran biri. Kendisi burayı gezmeye gelen turistlere, tıpkı Kapadokya bölgesinde olduğu gibi çamurdan bu işin nasıl şekillendirildiğini, tezgahta uygulamalı olarak gösteriyor. Anlattığına göre, çini eserlerin üretiminde kullanılan çamur, içinde parçacık barındırmayan ve süzülerek hazırlanan, özel bir nitelik taşıyor ve bu yöreden temin edilebiliyor. İçinde kuarts maddesini barındıran bu çamurdan ortaya çıkarılan eserler özel işlemlerden geçip, desen çizilip boyandıktan sonra fırınlanarak nihai haline getiriliyor. Kadir ustanın dükkanında gördüğümüz ve Almanya’daki bir yarışmada birincilik ödülü kazanan “testi içinde testi” motifli eser gerçekten de büyüleyici. Kadir usta bizim için de, göz açıp kapayıncaya kadar Osmanlı döneminde kullanılan tarzda bir gözyaşı şişesi ile çerez kasesini çamurdan yoğurarak, beğenimize sunuyor. Ustamıza teşekkür ediyor ve kendisine veda edip yolumuza devam ediyoruz. Sıradaki durak yerimiz Süleyman Paşa Medresesi, diğer bir ismi ile Çiniciler Çarşısı. Medresenin kapısından içeri girdiğimizde, kendimizi İstanbul’daki Küçük Ayasofya Medresesi’nin avlusu benzeri bir yapının bahçesinde buluyoruz. Geniş avludaki tahta masalarda oturanların bazıları çini boyuyor, bazıları çaylarını yudumluyor, bazıları ise koyu bir sohbete dalmış. Medrese avlusundaki odaların her biri, çini işi ile uğraşan ve çinilerle süslü eserlerini sergileyen zanaatkarlar tarafından kullanılıyor. Burada satılan çini eserler arasında; değişik motiflerle süslenmiş kolye uçları, küpeler ve kol düğmeleri, çeşitli büyüklükte yapılmış tabaklar, vazolar ve kaseler, farklı desenler verilmiş karolar ve daha niceleri var. En çok çalışılan desenler arasında, lale ve karanfil motifleri, Haliç motifi ve Çintemani geliyor. Haliç motifi, insanın Mevlana gibi döne döne Allah’a ulaşmasını simgeliyor ve genellikle mavinin farklı tonları kullanılarak yapılmış. Klasik Türk motiflerinden olmayan Çintemani ise, Woolmark markasını simgeler tarzda üç yuvarlaktan oluşuyor ve Buda’nın gözleri ile dudaklarını, bir başka rivayete göre ise “güç, kuvvet ve iktidarı” simgeliyor. Süslemelerde mavi ve kırmızı renkler ön planda. Huzur dolu bu mekanı, keyfine vararak dolaşmanızı ve sevdiklerinize küçük de olsa bir hediye almadan buradan ayrılmamanızı öneririz. Çini eserler konusunda görülmesi gereken yerlerden biri de İznik Çini Vakfı. Aslında Çiniciler Çarşısı’nda çalışan birçok kişi 1989 yılında faaliyete geçirilen bu yerde yetişip daha sonra kendi işlerini kurmuş olan ustalar. Vakıfta bugün de üretim yoğun olarak sürdürülüyor ve çini eserlerin satıldığı bir sergi salonu mevcut. Vakfın bahçesinde eskiden kullanılan ateşle çalışan çini fırınlarını görebilirsiniz. Günümüzde ise yoğun talebe cevap verebilmek amacı ile üretim elektrik fırınlarında sürdürülüyor. Buradan veya başka bir çini dükkanından alacağınız eserlerde dikkat etmeniz gereken en önemli husus, eserin içinde bulundurduğu kuarts miktarı. Bu miktar ne kadar yüksek olursa, çini eserin değeri ve fiyatı da o kadar yüksek oluyor. Bu nedenle, aynı büyüklük ve motifte bir eseri bir yerde 40, başka bir yerde 200 YTL’ye görürseniz şaşırmayın. Bu içindeki kuarts miktarından ve işçilikten kaynaklanıyordur. | ||
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |